KEMAH By: makarna Date: March 24, 2008, 11:38
KEMAH Doğu Anadolu Bölgesi'nde, Erzincan İli'ne bağlı bir ilçe olan Kemah, doğu ve kuzeydoğuda Merkez ilçe, güneyde Tunceli ili, batıda İliç, kuzeyde de Refahiye ilçeleri ile çevrilidir. Erzincan'ın alan bakımından en büyük ilçesidir. İlçe toprakları, Karası Irmağı ve kollarının parçaladığı dağlardan oluşur. Kuzey kesimini Könem Dağı (3.045 m.) güney kesimini ise Munzur ve Mercan dağları engebelendirir. Munzur Dağlarının en yüksek noktalarından Bağırbaşı Dağı (3.183 m.) ve Kocagölbaşı Tepesi (3.329 m.) ilçe sınırları içerisindedir. Munzur Dağları ve Mercan dağlarının batı uzantıları Tunceli ili ile doğal sınırı oluşturur. İlçe topraklarını Karasu Irmağı sulamaktadır. Erzincan'a 52 km. uzaklıktaki ilçenin yüzölçümü 2.354 km2 olup, toplam nüfusu 13.675'tir.
İlçenin ekonomisi tarım ve hayvancılığa dayalıdır. Yetiştirilen başlıca tarımsal ürünler, buğday, arpa ve patatestir. Az miktarda soğan, elma, baklagiller, ceviz, çekirdeksiz dur ve üzüm yetiştirilir. Hayvancılıkta koyun ve kıl keçisi yetiştirilir. İlçe topraklarında linyit ve kayatuzu yatakları bulunmaktadır.
Kemah, Hitit kaynaklarında Kumaha adı ile geçmektedir. Tanasur Çayı kıyısındaki tepede Arsaklılar tarafından yapıldığı sanılan kalenin Kamaha-Ani adı ile anıldığı bilinmektedir. Roma ve Bizans egemenliğinden sonra XI.yüzyıl sonlarında Malazgirt Zaferi'nden (1071) sonra Mengüceklerin eline geçen yöre, daha sonraları Selçukluların, İlhanlıların ve Celayirlilerin eline geçmiştir. 1370-1403 yılları arasında da Mutahharten'in yönetimine girmiş, Timur'un Anadolu seferi sırasında işgal edilen Kemah, kısa bir süre Akkoyunlular'ın yönetiminde kaldıktan sonra, 1515'te Bıyıklı Mehmed Paşa tarafından Osmanlı topraklarına katılmıştır. XIX.yüzyıl sonlarında Diyarbekir Eyaleti'ne bağlı bir sancak iken, daha sonraları Erzurum Eyaleti'nin Erzincan Sancağı'na bağlı kaza durumuna getirilmiştir.
İlçede günümüze gelebilen tarihi eserler arasında; Kemah Kalesi, taşdibi Kilisesi, Koruyolu Köyü'ndeki Meryem Ana Kilisesi, Gökkaya Köyü yakınlarındaki Çamlı Manastır (İsa Voriç Kilisesi), Gülabi Bey Camisi (1450), Alaettin Bey Çeşmesi (1879), Hacı Mehmet Bey Çeşmesi (1875), Tugay Hatun Kümbeti (XIII.yüzyıl), Melik Gazi Kümbeti, Behram Şah Kümbeti, Gürcü Baba Kümbeti (XIII.yüzyıl), Ali Baba Türbesi ve Gülabi Bey Hamamı'dır. Ayrıca ilçede Ayranpınar Köyü'nde Buz Mağaraları, Soğuk Sular Piknik Alanı ve Kömür, Tımısı ve Yerhan Tuzlaları ilçenin doğal oluşumlarıdır.
ESERLER
Melik Gazi Türbesi: 1071-1228'de yöreye egemen olan Mengücük Beyliği dönemine aittir. Kemah'ın kuzeybatısındaki, kayalık platform üzerinde yapılmıştır. Tuğla duvarlı, sekiz köşeli bir yapıdır. Alttaki mezar odasının ortasında üst katı taşıyan sekizgen bir sütun vardır. Orta direk, tavan silmeleri ve tavan, tuğla örgü düzenindedir. Türbe, inşa malzemesi ve cenazeliğin orijinal şekli ile dikkat çekmektedir.Halk arasında "Sultan Melek" olarak adlandırılan türbede, Mengücek Beyliği döneminde yaşayan Sultan Melik'in mumyası ve 5 mezar bulunmaktadır.
Tugay Hatun Kümbeti: Çarşı Mahallesi'nde, bahçe içindedir. 13. yüzyılda Mengücek Beyliği döneminde yapıldığı sanılmaktadır. İki katlı olup, altta yemek pişirilir, fakirlere ve yolculara yedirilmiş. Silindirik gövde ve konik kubbeden oluşmuştur.
Behramşah Kümbeti: Melik Gazi Kümbeti'nin yanındadır. Biri tromplu, öbürü pandantifli iki kubbeyle örtülüdür. Birbirine geçmeli iki kare mekandan oluşmaktadır. Ana yapı taştan, anıtsal kapısı tuğladandır.
Alaettin Bey Çeşmesi: İlçe merkezinde bulunan Alaettin Bey Çeşmesi, 1879 yılında Alaettin Bey tarafından yaptırılmıştır. Mimarisi, batılı dönem özellikleri taşımaktadır.
Hacı Mehmet Bey Çeşmesi: İlçenin eski pazar yerinde bulunan çeşmenin, 1875 tarihli bir kitabesi bulunmaktadır.
Buz Mağaraları: İlçenin Ayranpınar köyünde bulunan buz mağaraları, kışın sıcak, yazın soğuk olma özelliğini taşımakta ve soğuk hava deposu olarak kullanılmaktadır. Mağaranın içinde büyük buz külteleri ve buzların oluşturduğu sarkıt ve dikitler bulunmaktadır. Buz mağarasında, ilçe köylerinin peynir, yağ gibi gıda maddeleri muhafaza edilmektedir.
Soğuksular Mesire Alanı: Kemah ilçesindeki bu mesire yerinin özelliği, her yıl Haziran ayı sonunda çıkan ve Ağustos ayı sonunda kaybolan, beyaz köpüklü, soğuk sularıdır.
Kemah Tuzlası: İlçenin, Kömür-Tımısı-Yerhan tuzlaları, Tekel Genel Müdürlüğüne bağlı olarak işletilmekte ve Haziran-Kasım dönemlerinde üretim yapılmaktadır.
Kemah Kalesi:İlçe merkezinin hemen üst kısmında yalçın kayalar üzerine kurulmuş bulunan bu kalenin hangi tarihte ve kimler tarafından inşa edildiği hususu kesin olarak bilinmemektedir.Ulaşılması mümkün omayan bir kaya üzerine inşa edildiği için,eski kavimlerin hepsi bu kaleyi almaya ve bu yolla heybetli ve emniyetli bir üsse sahip olmaya çalışmışlardır.
Eski devrin kralları bu kaleye hep “Gayri kaabil-i teshir(alınamaz)” gözi ile bakmışlar.Kaleye Ani,Brana, Gamahha ve Berberi Zemin kalesi adları verildiği görülür.Kalenin ilk kullanılışı ve bu amaçla tabii durumunun elverişli hale getirilişi İlk Çağlar'a dayanır.Bugünkü sur kalıntılarının büyük bir kesimi ise Orta Çağ'a aittir.Kalenin esas ihtişamı, bizzat kurulduğu tabii kütlenin niteliğinden kaynaklanmaktadır.Öyle ki bilehare yapılan taş örme surlar ve sair yükseltici unsurlar olmasa dahi,tabii haliyle bile üzerindeki kişileri dış tehlikelere karşı emniyette tutulabilmesi mümkün gibidir.Yaklaşık 7-8 bin metrekarelik kale alanı,halen dört yanının binlerce sene evvel tabii aşınmalarla bütün cepheleri keskin uçurumlardan oluşan duvarlara sahiptir.Bu aşındırmada batı yönünden akan Fırat ve doğu yönünden gelerek,kuzeyi çevreleyip Fırat ırmağına kuzey-batı köşesinde karışan Tanasur Çay'ının büyük etkisi olmuştur.Özellikle Tanasur Çay'nın binlerce senelik aşındırma gücü,kale alanını teşkil eden bölümle;bu bölümü batı ve kuzeyden çevreleyen ikinci bir dağ bölümünü,kale'nin ikinci bir tabii suru haline getirmiştir.Kale yarlarının bütünü beyaz-gri granit oluşumudur.Kale sahasının dört çevresinin de zamanında surlarla çevrelenmiş olduğu anlaşılıyor.Ancak bugün,hiçbir sağlam burçu kalmayan surlardan daha ziyade,güney-batı,güney kuzey orta kesimlerinde bazı kalıntılar halen mevcuttur.
Kalenin kapı kesimi güneyde olup,ikinci bir ek sur eşliğinde belli bir meyil takip edip,üst tablaya iki kapıdan geçilerek varılmaktadır.Bu kapıların haricinde,doğuda Fırat'a ve batıda Tanasur Çay'ına inen, olağanüstü zamanlarda kullanılan tünel geçitleri hemen hemen eski özelliklerin yitirmişlerdir.Kapının kale üstüne çıkış yerinin hemen yakınında bulunan bir kalıntı, eski bir caminin hatırasını saklamaktadır.Yaklaşık 3 metre civarında olan minarenin ayağı bile zor tanınabilir haldedir ve bu da tamamen haraptır.
Kale sahasında”Kale kentini” ikiye ayıran bir iç surun varlığına tesadüf edilir.Kalıntılar kuzey-güney yönünde uzamaktadır.Geçmişin çeşitli zamanlarında yapılan kule,mazgal,ev,depo ve çarşı yerlerinden bugüne kalanlar sadece taş yığıntılarıdır.
XVI. yüzyıl ortalarına kadar stratejik ehemniyetini koruyabilen Kemah kalesi için Hoca Saadettin şunları kaydeder:“Kemah kalesi ki, gök kubbeye ulaşmış bir ulu sarayı andırır. Kuleleriyse yıldızlarla başa baştır. Burçları, mazgalları burçlar halkasına çıkmış ve bu güçlü yapıyı yapan mimar, “Onda hiç gedik yoktur” (Kur'an/El-Kaff.L-6) hükmüne bir misal vermiştir. Feleklere değen bir dağ üzerine sağlamca oturmuş olup, yücelikte başı göğe ermiş ve bağlar, bostanlarla çevrilmiştir. Eteğinden derin bir dere akar ki, hayal ipiyle bile ol derenin dibine inmek bir boş hayaldir. Dibi o denli derin ki, uzaklık tasavvuru bile bunda noksan kalır. Ne hisarının ucuna akıl merdivenleriyle çıkmak mümkün, ne de eteklerindeki derenin dibine zannın adımlarıyla inmek düşünülebilir.
Yavuz Sultan Selim'in kaleyi aldıktan sonra bir burç eklettiği söylenir.
Gülabi Bey Camii, Gülabi Bey Hamamı, Gülcü Baba Kümbeti, Ali Baba Türbesi
Meryemana Kilisesi: Koruyolu köyündedir. Yapım tarihi ve yapımcısı bilinmemektedir.
GÜLABİBEY CAMİİ
Kemah ilçe merkezinde bulunan camiinin girişinde yer alan kitabesinde, 1454 yılında Gülabibey tarafındarı yaptırıldığı anlaşılmaktadır. Camii, günümüzde halen kullanılmaktadır
ALİ BABA TÜRBESİ
Gülabibey Camisinin 200 m kadar güneyinde,Haydar Hana Çeşmesi'nin karşısısında,evlerin arasında kuytu bir köşededir.Ekrem Tarlakazan,türbenin mamur halini :”Üstü ahşaptan bir çatıyla kaplıydı ve bir de alemi vardı.”şeklinde tarif etti.Bugün ise çatı tamamen kaybolmuş,duvarlar da yıpranmış vaziyette olup,türbenin içi de,bakımsızlıktan çer-çöple dolmuş.Hatta kocaman bir akçaağaç bile yetişmiş ve dalları türbenin duvarlarından yukarı çıkmış.
Burada medfun bulunan zatın bir de öyküsü anlatılırmış halk arasında.Bu zat,ezan okunduğu ve herkesin namaza gittiği vakitde,bir içki şişesi alıp Fırat'a doğru gidermiş.Ahali de bu nedenle ona”Gavur Ali” derlermiş.Birgün Erzurumlu bir şahıs hac farizası için Hicaz'dayken rahatsızlanmış ve yardıma zaruret derecesinde muhtaç iken,birisi bunun imdadına yetişmiş ve “Yum gözlerini ve memleketini söyle “demiş.Hacım daha evinin yerini söyler söylemez bir de bakmış ki,evinde.Menuniyet ve şaşkınlık içerisinde bu zata şükranlarını sunmuş ve hali vakti yerinde birisi olduğundan bu meçhul adama “Bu iyiliğin karşılığında sana ne yapabilirim “ demiş.O da,yani bizim Ali Baba,”Ben Kemah'lıyım.Beni memeketimde gavur Ali olarak bilirler,o nedenle öldüğümde muhtemelen beni bir yerlere atıverirler,sen gel bana bir mezar yap,başka da birşey istemem”der.Öldüğüm sana verdiğim şu bir tel saç tarafından sana malum olacak diyerek de ilave eder.Hakikaten bir gün Erzurumlu o ermiş zatın vefat ettiğini anlar ve doğruca Kemah'a gelir.Ali Baba'yı sorar.Önce kimse,burada böyle ermiş biri yok,ama gavur Ali diye bir sarhoş öldü yakınlarda.Onu da felan yere attık,zira yaramazın tekiydi o derler.Hacı bütün yaşadıklarını tek tek anlatır ve hemen beni oraya götürün der.Hakikaten bakar ki hac da kendisine yardım eden o zat.Vasıyeti üzerine O'na bugünkü yerine defneder ve mütevazi bir türbe yaptırır.Ahali de O'nun ermiş bir zat olduğunu böylelikle anlar.Zira O,beş vakit namazını Kabe'de kılan birisiymiş.Aldığı içki şişelerini de bari bir kişiyi kurtarayım diye,hergün alır Fırat'a dökermiş.
GÜLABİ BEY HAMAMI
Caminin 10 metre batısındadır. 1328'de camiyle birlikte yapıldığı sanılmaktadır. Soyunma, soğukluk, sıcaklık ve külhan bölümlerinden oluşan, klasik Osmanlı hamamları planındadır. Haç biçimi üç eyvanlı ve köşe hücrelidir.Sıcaklık,ortadaki büyük bir kubbe ile,eyvanlar beşik tonozla örtülüdür.İki halvet hücresi kare planlı ve kubbelidir.
EFSANE
KEMAH FETİHNAMESİ
Yavuz Sultan SELİM HAN'ın Kemah Kalesi'nin Fethettikten sonra,bu fetihle ilgili olarak oğlu Şehzade Süleyman'a(Kanuni S.Süleyman)Yazdığı -Cemaziyelevvel Ortası 921
“Sahİbİ olduğum saltanat tacının ve memleketimin kıymetli şehzedesi, yüksek hilafet incisi oğlum Süleyman-şah:
Bu fermanı alınca bilmiş olki, bu senenin (Rebiyülaharının 5 i) 19 Mayıs 1515-Cumartesi günü Kemah üzerine yürüdüm. Her taraftan ejder ağızlı toplarımla gök gürültülü ve yıldırımlar gibi ateş açarak kale bedenlerini dövdürdüm. Kale içindeki kızılbaşların başına kıyamet alametleri gibi ateş yağınca, muharebe etmekten bile aciz kalarak sersemlediler. Askerlerim hiç telaşsız hücum ederek kale burçlarına çıkıp İslam bayrağını diktiler. İkindiye yakın fetih tamamlanarak kötülerin başı kesildi. Kale içindeki ehli İslam malum olduğundan, dinsizlerden temizlendi. Kale beyi ve dizdarlar tayin edildi.”